AYIN OLAYI

 

 

ERMENİLERİN TÜRKLERE SOYKIRIM UYGULAMASI

   Yabancı devletlerin tahrik ve teşviki ile 1870 yılından itibaren Osmanlı İmparatorluğunda ermeni çeteleri kurulmaya başlanmış ve ilk isyanlarından biri 20 Haziran 1890 yılında Erzurum’da yapılmıştır.

   Erzurum’da bulunan ermeni kilisesi ve okulunda silah imal edilip depolandığına dair ihbar üzerine, mahkemenin arama izni ile kilise papazının ve okul müdürünün nezareti altında zabıta araması yapılmıştır. Arama sırasında, ermenilerin zabıta üzerine ateş etmesi sonucu çıkan çatışmada 8 ermeni ölmüş, 2 Türk şehit olmuştur.

   Giderek artan ermeni terörü, 24.Nisan 1915 yılında en üst seviyesine çıkmış, doğu illerinin bir çoğunda aynı gün çok sayıda, korumasız Türk kadın, çocuk ve erkeği öldürülmüştür.

   Bu itibarla, 24.Nisan.1915 tarihi asıl olarak; Ermenilerin, Türkler’e soykırım uyguladığı bir gündür ve bütün dünyada bu şekilde bilinmesi için çalışılmalıdır. 

   Dolaylı anlatımlardan ziyade, olayları doğrudan yaşayan babamdan defalarca dinlediğim somut olayları anlatmak istiyorum : 

   Erzurum, Rusların ve onların denetimleri altındaki ermenilerin eline 16.Şubat.1916 da düşmüştür. Bu esaret Erzurum’un kurtuluş tarihi olan 12.Mart.1918 yılına kadar sürmüştür.

   Erzurum’un en köklü ailelerinden olan ve “Molla Ahmet Oğulları” olarak adlandırılan babam Mahir Akyüz (Müstantik-Avukat) ve ailesi, Erzurum’un merkezinde bulunan “Cennet Pınarı” yanındaki, Karaköse Mahallesi Cami Çıkmazı Sokak’ta oturmakta idiler. 1903 doğumlu olan babam, işgal sırasında 12-13 yaşlarında bulunmakta idi ve bu esaret günlerini bizzat yaşamıştı. Büyük kardeşi, 1.Dünya Savaşı sırasında iki defa Kafkas Cephesine giderek savaşmış, ikinci gidişinde şehit düşmüş, bildirilen resmi kayıtlara göre; Vladivostok' taki Türk Şehitliğine defnedilmiştir. Bu koşullar altında Erzurum'da esareti ve özgürlüğü yaşayan bir kişi olarak anılarından ve ermeni ve rusların yaptığı mezalimden bir iki örnek vermek istiyorum :

   Babamın anlatımı ile bir anı : İlkokul çağındaki çocuklar okuldan çıkıp, sokak aralarında evlerine gitmekte iken, birden bir silah patlar ve yürümekte olan çocuklardan biri yere düşerdi. Karlar arasında ve kıpkırmızı kan içinde yatan arkadaşımızın başında şaşkınlıkla beklerken, ellerinde namlusundan dumanlar tüten tüfekleri ile bir kaç ermeni askeri gelir, küçücük yavruyu ayakları ile itip kakıp çevirerek nereden ve nasıl vurduklarına bakıp gülüşüp bağrışarak ve  birbirleri ile nişancılık yarışması sözler söyleyip giderlerdi. Bu olay defalarca başımıza geldi.

   Bir diğer anısı : Gece vakti evde oturmakta iken, kapı kırılarak ermeni askerleri içeri girdiler. Bembeyaz bir sakallı ihtiyar olan babamı ve beni kollarımdan tutarak dışarı çıkardılar. Kapının önünde sıraya dizilmiş, yaşlı, genç, kadın, erkek 15-20 kişi vardı. Bizi de sıraya koydular ve diğer evlere girip adam toplamaya devam ettiler. Bir ara ben fırsat bularak babamın elinden çekip sıradan çıkardım ve damların kenarından evimize geldik. Babam, duvarda bulunan tahta kapaklı dolaba saklandı. Yaşlı olan annem de beni soğumuş durumdaki tandırın içine soktu ve tandırın üzerine biraz daha sıcak olan kapağını kapatarak beni gizledi. Tam bu sırada tekrar bir gürültü duyduk, ermenice bağırış çağırışlar vardı. Bizi ilk alan ermeniler kaybolduğumuzun farkına varmış ve tekrar almak üzere geri gelmişler. Annemin anlatığına göre; ermenilerden biri açmak için tandırın kapağını tutmuş ancak elinin yanması üzerine çekmiş, tam o sırada dışarıdan gelen bağırış çağırış üzerine evden çıkıp gitmişler. Bu suretle kurtulmuş olduk. Ertesi sabah, evlerden götürülenlerin hepsini, mahallenin dış taraflarında öldürülmüş, süngü ile karınları deşilmiş olarak bulduk. Tandır içine gizlenmem ve benzer olaylar bir kaç kere daha aynen cereyan etti.

   Babamın bir diğer anısı : Mahallemizde, bir ayağı aksak, topal, kısa boylu geniş omuzlu bir fırıncı vardı. Fırıncının, bütün mahallede tanınan ve sevilen güzel bir karısı vardı. Fırıncının evi, fırın olarak işlettiği dükkanın bitişiğinde idi. Bir akşam üzeri, ermeni askerleri fırıncıyı itip kakarak götürdüler. Genç ve güzel karısı ağlayıp yalvararak kosasının peşine takıldı. Ermeni yarı asker kılığındaki çeteciler, bizim gibi bir kaç çocuğu dipçikleyerek ve döverek uzaklaştırdılar. Fırıncıyı, şehrin dış tarafında bulunan bir ahıra götürerek içeri kapamışlar. Ahırın gayet sağlam ve ağır bir demir kapısı vardı. Kapı iki taraflı ve ortadan kalın bir demir söğe ile kapanıyordu. Dışarıda kadına saldırarak tevacüz etmeye yeltenmişler. İçeriden feryatları duyan fırıncı nasıl yapmışsa demir kapıya yüklendiği gibi yıkıp dışarı fırlamış. Ermeni askerlerin üzerine hücum etmiş. Arkadan gelen bir ermeni, nacak ile (iki ucu keskin balta benzeri bir alet) fırıncının boynuna vurduğu gibi, boynundan hemen hemen göğsüne kadar yarmış. Soğuktan ve ani ölümden ötürü ölü katılaşması olurmuş. Ertesi gün geldiğimiz zaman, fırıncıyı karlar üzerinde, ayakta, bir eli daha yukarıda, biri biraz aşağıda ama iki elini de havaya doğru kaldırmış, sanki karşısında bulunan birisinin üzerine yürür vaziyette, boynundan göğsüne kadar yarılmış bir şekilde bulduk. Ayaklarının dibinde yarı çıplak vaziyetteki karısı, kocasının paçasına sarılmış, karlar içinde yatıyordu 

  Lütfen bu sahneyi gözünüzün önünde şöyle bir canlandırın. Tarihi olaylara gerek yok; soğuk kış günlerinde, sobanın başında otururken,  bunları gözü ile görüp yaşayan babamdan dinlediğim bir iki acı anıyı gözünüzde canlandırın yeter.

 

 

 

Anasayfaya dönüş
Bölüm Başlığına Dönüş