TÜRK ORTODOKS PATRİKHANESİ - FENER RUM PATRİKHANESİ  


   KIBRIS VE BATI TRAKYA ÜZERİNDE ETKİLERİ
  

 

PANELİSTLER:

 

*Kadri ÖZEN-Panel Yöneticisi,Türkiye Gazeteciler Sendikası Genel Başkan Y.

*Ejder AKIŞIK-Nutuk'dan Parçalar,Devlet Tiyatroları Sanatcısı ve Yönetmeni

*Sevgi ERENEROL-Türk Ortodoks Patrikhane Sözcüsü.(Papa 1.Eftim'in torunu)

*Av.A.Erdem Akyüz-Hukukun Egemenliği Derneği Genel Başkanı

 

 


Gazeteciler Cemiyeti konferans salonunda 1998 yılında geniş katılımcı huzurunda yapılan panel

konuşmaları basında yer almış ve ayrıca Bülten halinde bastırılmıştır. Hukukun Egemenliği Derneği Genel

Başkanı Av.A.Erdem Akyüz'ün panelde yaptığı konuşmanın metni ilişikde sunulmaktadır :

 

AMAÇ

Hukukun Egemenliği Derneği'nin amacı; Türkiye Cumhuriyeti'nin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü

korumak; Atatürk devrimleri ile demokratik, laik Cumhuriyet ilkelerini savunmak ve hukukun egemenliğini,

üstünlüğünü sağlamak için çalışmalarda bulunmaktır. Bütün bu ilkeleri koruyabilmenin ve

güçlendirebilmenin yöntemi tarihtenders alarak geleceğe uzanan yolu aydınlatmak, bu yolda sarsılmadan

yürüyecek çağdaş, aydın ve bilinçli kuşakların yetişmesine yardımcı olmaktır.


Bu çalışması ile Derneğimiz; bu kez de tarihimizin belli bir kesitine ve belli bir olayına ışık tutarak

gelecekteki uygulamaların doğru olmasına yardımcı olmak istemektedir.

 

TÜRK BUDUR

Büyük Atatürk kendi el yazısı ile yaptığı bir ön çalışmada Türklüğü şöyle tanımlamıştır:

" Bu memleket, dünyanın beklemediği, asla ümit etmediği bir müstesna mevcudiyetin yüksek tecellisine

sahna oldu. Bu sahna yedi bin senelik, en aşağı, bir Türk Beşiği'dir. Beşik, tabiatın yağmurları ile yıkandı, o

çocuk tabiatın şimşeklerinden, yıldırımlarından, kasırgalarından evvela korkar gibi oldu; sonra onlara alıştı;

onları tabiatın babası tanıdı, onların oğlu oldu; şimşek, yıldırım, güneş oldu; Türk oldu. Türk budur;

yıldırımdır, kasırgadır, dünyayı aydınlatan güneştir."

Atatürk'ün el yazısı ile müsveddesini hazırladığı, Türk'ü tanımlayan yazının orijinali şu şekilde olup değerli

bir belge niteliğindedir :


 

Sürekli hareket halindeki Türk'lerin tarihi, tek bir topluluğun belirli bir yerdeki tarihinden değil "Türk" adı ya

da başka adlarla anılan Türk topluluklarının çeşitli yerlerdeki tarihlerinin bütününden oluşur. Türklük bir

yerde gerilerken, başka bir yerde siyasi gücünün doruğuna ulaşmıştır.

 

TÜRK DEVLETLERİ

Türkiye Cumhuriyeti'ni ve Türk Milletinin birliğini temsil eden, Cumhurbaşkanlığı Forsu; büyük bir yıldızın

etrafından toplanan on altı yıldızdan oluşmaktadır. Ortadaki on altı kollu büyük yıldız, Türkiye

Cumhuriyetini temsil etmektedir. Çevresinde toplanan on altı küçük yıldız ise, tarihte kurulan ve halen

mevcut olan birçok Türk Devletini temsilen on altı Türk Devletini göstermektedir.

 


www.cankaya.gov.tr sitesinden alınmıştır.

Diğer Türk Devletlerini de temsil eden bu on altı devlet, Büyük Hun İmparatorluğu, Batı Hun

İmparatorluğu, Avrupa Hun İmparatorluğu, Ak Hun İmparatorluğu, Göktürk İmparatorluğu, Avar

İmparatorluğu, Hazar İmparatorluğu, Uygur Devleti, Karahanlılar, Gazneliler, Büyük Selçuklu

İmparatorluğu, Harzemşahlar, Altınordu Devleti, Büyük Timur İmparatorluğu, Babür İmparatorluğu ve

Osmanlı İmparatorluğu'dur.

 

MİLLİYET VE DİN

M.Ö. 1000 ve önceki yıllarda uzun zaman göçebe savaşçı ve Şaman topluluklar olarak Avrasya

bozkırlarında yaşayan Türkler M.Ö. IV. Yüzyıldan itibaren güçlü siyasi birlikler ve devletler kurmuşlardır.

Türkler, Şamanizm'e inanıyorlardı ama Budizm, Manicilik, Musevilik, Hıristiyanlık gibi evrensel dinlere de

açıktılar. Tarihte İslam dışı Türk topluluk ve devletleri olduğu gibi, halen de İslam olmayan ve değişik

dinleri benimseyen Türkler vardır.

 

Türklerin M.S. IV. Yüzyıl ortalarından başlayarak İslam dinini benimsemeleri, tarihin dönüm noktalarından

biri olmuştur. Türkler, İslam dünyasına girmelerinden kısa bir süre sonra peşpeşe Müslüman-Türk

Devletleri kurmaya başlamışlardır. Önce Selçuklular ve sonra Osmanlılar olarak, diğer Türk ve

İslam dünyasının önderliğini ele geçirmişlerdir.Egemenlikleri altına aldıkları ulusların kimliklerini, dillerini,

kültürlerini, dinlerini korumak hakkını tanımışlar ve onlara olağanüstü parlak dönemler yaşatmışlardır.

 

Günümüzde Türkler; yoğun olarak batıda Orta Avrupa ve Balkanlardan, doğuda Büyük Okyanus'a,

kuzeyde Kuzey Buz Denizi'nden, güneyde Tibet'e kadar uzanan alana yayılmış durumda yaşamaktadırlar.

 

FATİH VE DİNE SAYGI

Fatih Sultan Mehmet İstanbul'u fethettikten hemen sonra yayınladığı bir ferman ile, Fener Rum

Patrikhanesi'nin faaliyete geçmesini ve Patrik seçimini emretmiş, Patrikhane'ye birçok ayrıcalıklar

tanımıştır. Patriğe, Divan-ı Hümayun'da söz hakkı verilmiş, Patrik devlet protokolünde vezirlerle bir

tutulmuş, Patrikhane bir grup yeniçeri tarafındankoruma altına alınmıştır.

 

Türklerin, 15. yüzyılda dini inanış ve vicdani görüşlere bu kadar büyük özgürlük tanımalarına karşın, 20.

yüzyılda, günümüzde Yunan Hükümeti'nin Atina'da bir cami yapılmasına izin vermeyerek, Müslümanların

Bayram Namazlarını, bir futbol sahasında kılmaya mecbur bırakması dikkat çekicidir.

 

NUTUK

Kendi ülkesinde bulamadığı özgürlük ve güvene Osmanlı İmparatorluğu ve Türkiye Cumhuriyeti'nde

kavuşan Fener Rum Patrikhanesinin, bu süre içindeki eylem ve davranışlarına bakmadan önce Mustafa

Kemal Atatürk'ün "Nutuk" da yer alan ifadelerine göz atmak yararlı olacaktır:

" Bilahare elde edilen delil ve belgelerle kesinleşti ki, İstanbul Rum Patrikhanesinde kurulan Mavri Mira

heyeti, İl İdareleri içinde çeteler kurmak ve idare etmek, mitingler ve propagandalar yaptırmakla meşgul.

Yunan Kızılhaçı, resmi muhacir komisyonu, Mavri Mira kuruluşuna hizmet etmekte. Ermeni Patriği Zaven

Efendi'de, Mavri Mira heyeti ile birlikte çalışıyor. Ermeni hazırlığı da tamamen Rum hazırlığı gibi ilerliyor.

Trabzon, Samsun ve bütün Karadeniz sahillerinde kurulan ve İstanbul'da ki merkeze bağlı Pontus

Cemiyetleri de içten içe yıkıcı çalışmalar yapıyor." ( Nutuk, Cilt:1, sayfa:2)

 

" Yıkıcı amaçla kurulan bu kuruluşlara benzer şekilde Diyarbakır, Bitlis, Elazığ İllerinde, İstanbul'dan

yönetilen Kürt Teali Cemiyeti vardı. Bu cemiyetin amacı, yabancı devletlerin koruması altında bir Kürt

hükümeti kurmaktı. Kendilerini satın alan devletlere hizmet ederek kişisel çıkarlarını korumak için

kurulan bu ve benzeri kuruluşların asıl amacı; ülke dahilinde isyan ve ihtilal çıkarmak, milli görüşü felce

uğratarak, yabancı devletlerin müdahalesini sağlamak idi." ( Nutuk, Cilt.1, sayfa:6-7)

 

Bu suretle, Kurtuluş Savaşı öncesi; Yunanlı Rumlar ile Ermenilerin ve Kürtlerin kolkola girerek yıkıcı

çalışmalarda bulundukları açık şekilde ortaya konmuş olmaktadır. Günümüzde de aynı ittifakın hiç

değişmeden devam ettiğini görmekteyiz.

 

RUM PATRİKHANESİ

Bizans ve Rum Patrikhanesi'nin en büyük düşmanı Müslümanlık ve Türklük olmuştur. Bir Müslüman-Türk

Devleti olan Osmanlı İmparatorluğu'nun bağışlaması ile sahip oldukları dini özgürlüğü bütünüyle kötüye

kullanmış olmaları ve bu tutuma halen devam etmeleri, onların ıslah olmaz tabiatlarını göstermektedir.

 

Fener Rum Ortodoks Patrikhanesi, İstanbul'u içine alan Bizans İmparatorluğu'nu dirilterek, büyük

Yunanistan'ı kurmak şeklinde formüle edilen Megalo İdea'nın en büyük destekçisi, kanlı eylemleri ve

isyanları gerçekleştiren Etniki Eterya isimli çetenin kurucusu olmuştur.

 

Dini görevlerini bir yana itip, Eflak ve Boğdan isyanını başlatan, kanlı eylemleri ile ihaneti sabit olan Patrik

3.Parthenios, Sadrazam Köprülü Mehmet Paşa zamanında, Parmakkapı'da idam edilmiştir.

 

Patrik Grigoryus Rumları isyana teşvik etmiş, Mora İsyanı'nı başlatmış, binlerce Türk ve Müslümanın

öldürülmesine neden olmuştur. Sadrazam Benderli Ali Paşa'nın düzenlediği ani bir baskın sonucu, ihanet

belgelerinin Patrikhane'de ele geçirilmesi üzerine Grigoryus, Sultan 2.Mahmut'un emri ile 1821 yılında idam

edilmiştir. İdamın yapıldığı Patrikhane kapısının Rumlar tarafından "kin kapısı" olarak adlandırılarak halen

kapalı tutulduğu, ancak vahşi ve kanlı bir eylem yapmalarından sonra kapının açılacağı hayali

yaşatılmaktadır.

 

İçinde yaşadığı ülkenin varlığına kasteden ve yasalarına karşı gelen böyle bir müessesenin barındırılması

hiç bir devletin kabul edeceği keyfiyet değildir. Avrupa'da bir tahrik ve propaganda nedeni olarak

kullanılan bu idam olayı için Berlin elçisi Von Huhbelger gizli raporunda: " Fener Patrikhanesinin ve bütün

Osmanlı ülkelerindeki Rum kiliselerinin Mora ihtilalcilerine açıktan açığa yardım ettiklerinde şüphe yoktur.

 

Bu hareket bağlı bulundukları hükümete karşı isyan mahiyetindedir. Osmanlı Devleti'nin tebası olan

Rumların yaptığını bir başka devletin tebası yapmış olsa, hepsini Patrik Grigoryus gibi asmak gerekir."

Demiştir.

 

Bütün bunlara rağmen kiliseleri silah deposu haline çeviren, Girit İsyanı'nı ve kanlı katliamları hazırlayan

Rum Patrikhanesi, Kurtuluş Savaşı öncesinde, kirli çalışmalarını hızlandırmıştır. Mayıs 1919'da İzmir'e çıkan

Yunan askerlerini Kordonboyu'nda karşılayan Metropolit Hristomos " Ne kadar çok Türk kanı içerseniz,

cennet size o kadar yakın olur. Türk kanı içmek sevaptır." hitabıyla vampirleşerek, Türklerin toplu olarak

öldürülmesini teşvik etmiştir.

 

Türklerin yenildiğini zanneden patrikhane, kapısının üzerine çift kartallı "Bizans Bayrağı"nı çekerek isyana

öncülük etmiştir.

 

Yunanlılar ve işbirlikçileri; Mora, Eflak, Boğdan, Girit, Kıbrıs İsyanlarında ve Balkan Harbinde olduğu gibi

Anadolu'da da gerek Ankara'ya doğru ilerleyişleri, gerek Marmara Bölgesi'ne yayılmaları ve geri çekilmeleri

sırasında birçok facia yaratmışlardır.

 

Yağma, gasp, yakıp-yıkma, gelişigüzel ve toplu öldürme, ırza geçme, cami-mezarlık gibi kutsal yerlere

hakaret ile insan aklının almayacağı vahşetlerde bulunmuşlardır.

 

Patrikhane, dini görevlerini çok aşan bir kadro ile çalışmaktadır. Sınırsız mali imkanlara sahiptir. Buraya her

yıl Türkiye içinden ve dışından yapılan bağışların tutarı milyonlarca doları bulmaktadır. Yalnız Amerikan "

The 20 th Century Fox " filim şirketinin Patrikhane'ye yaptığı yardım, yönetim kurulu başkanı Skuras'ın

açıklamasına göre bir milyon dolardır. Türksat uydusunun düştüğü günlerde Patrikhane, Cross TV " Haç

TV " isimli bir televizyon kanalını yayına geçirme çalışmalarına başlayacak kadar parasal olanaklara sahip

bulunmaktaydı.

 

Yeniden canlandırılmak istenen Heybeliada Ruhban Okulu, din adamı yetiştirmek yerine, militan yetiştiren

bir Harp Okulu gibi çalışmıştır.

 

Halen Rum Patriği olan Barholomeos, dini görevlerini aşan çalışmalar yapmaktadır. Sözümona vatandaşı

olduğu Türkiye Cumhuriyeti'ni şikayet ettiği Avrupa ve Amerika'da devlet başkanı gibi karşılanmaktadır.

 

Bütün bu uygulamaların laiklik ilkesine ve mali, idari, hukuki ve cezai yönden Türkiye Cumhuriyeti

yasalarına aykırı olduğu açıktır.

 

TÜRK PATRİKHANESİ

Rumların milli siyaseti; Türklük ve Müslümanlığı yıkmak olmuştur. Bu nedenle; Batı Trakya'da yaşayan

Müslüman Türklerin, Yunan asıllı olduğunu iddia ettikleri gibi, Anadolu'da yaşayan Hıristiyanların da Rum

asıllı olduğu fikrini yaymağa çalışmaktadırlar. Oysa Anadolu'da yaşayan Hıristiyanların çok büyük bir kısmı

Türk'tür. Yapılan propagandalar sonucu kendilerini Rum zanneden ve Türklükten uzaklaşan Hıristiyanlar

tekrar kazanılmalıdır.

 

Rum Ortodoksların kendilerine ait Fener Rum Patrikhanesi olduğu gibi, Türk Ortodoksların da çok eski bir

tarihi kökene dayanan ve daha sonra Selçuklu İmparatorluğu'ndan kalan bir geleneğin temsilcisi

durumundaki " Türk Ortodoks Patrikhanesi" vardır.

 

Türk olan Hıristiyanların ve dinini siyasete alet etmeyen gerçek dindar tüm hıristiyan ortodoksların tek

temsilcisi, Türk Ortodoks Patrikhanesi ve kilisesidir.

 

Fener Rum Ortodoks Patrikhanesi, adından da anlaşılacağı üzere Rum'lara, Yunanlılara hitap ettiğine göre

Türkiye'de yeri yoktur. Kendi hitap ettiği kitlenin bulunduğu yere gitmesi doğal olduğu kadar zorunludur.

Eğer kendi dindaşlarının, ülküdaşlarının bulunduğu yere gitmiyorsa, bunun mutlaka bir başka sebebi vardır.

Bu sebep de " Ben sizin içiniz de yaşayan bir mikrop gibi sizi içten içe kemireceğim" arzusunun

tezahürüdür.

 

Fener Patrikhanesi konusunda, Atatürk 20 Ocak 1923 tarihinde Hakimiyet-i Milliye Gazetesi'ne şu

beyanatı vermiştir:

 

" Bir fesad ve hıyanet ocağı olan ve memleketimize nifak tohumları eken, uyuşmazlıklar yaratan, Hıristiyan

hemşehrilerimizin huzur ve refahı için de uğursuzluğa ve felakete sebep olan Rum Patrikhanesi'ni artık

topraklarımız üzerinde bırakamayız. Bu tehlikeli kuruluşu memleketimizde muhafaza etmek için ne gibi

vesile ve sebepler gösterilebilir.

 

Türkiye'nin, Rum Patrikhanesi için arazi üzerinde sığınılacak yer göstermeye ne mecburiyeti var.

 

Bu fesad ocağının hakiki yeri, Yunanistan değil midir. Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından idare

edilmekte olan yeni Türkiye, Babıalinin yönetimindeki eski Osmanlı İmparatorluğu değildir.

 

Yeni Türkiye şeref ve onurunun, kudret ve kuvvetinin bilincinde ve haklarını korumak için varlığını

tehlikeye atmaya hazır ve amadedir."

 

Türkiye Büyük Millet Mecliside 3 Ocak 1923 günlü gizli oturumunda "Rum Patrikhanesinin kayıtsız şartsız

milli sınırlar dışına çıkarılması " kararını almıştır.

 

Hukuki ve yasal yapı hazırdır, yeni bir karar almaya gerek olmadığı gibi, Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin

aldığı bu kararın uygulanması yasal bir zorunluluktur.

 


PAPA EFTİM KİMDİR

Türk Ortodoks Patrikhanesi kurucusu ve Patriği Papa 1. Eftim;

- İstiklal Madalyası sahibi,

- Muharip Gazi maaşı alan,

- Türk oğlu Türk,

Eftim Erenerol'dur.

Papa Eftim bir muhtırasında şöyle seslenmiştir:

" Bazı Türk gazetecileri beni Türk dostu Papa Eftim diye tanıtmak istediler. Kendilerine bunun yanlışlığını

bir çok defa izaha çalıştım. Bir yabancı, Türk dostu olabilir. Fakat benim gibi halis bir Türk'ün, bir yabancı

Türk dostu gösterilmesinden incinmemek elde değildir. Ben Türk dostu Eftim değil, Türk oğlu Türk

Eftim'im. Biz Hıristiyan Türkler de, bütün milletimizle beraber milli istiklalimize kavuştuk ve şimdi

övünüyoruz - Ne Mutlu Türküm diyene ."

 

İlk Büyük Millet Meclisinin önünde düzenlenen bir miting sırasında, Mustafa Kemal'in isteğine uyarak,

Meclis'in bahçe duvarının üzerine çıkıp söylediği nutuk, büyük Atatürk'ün de takdirine mazhar olmuş,

dinleyenleri hayret ve coşku içinde bırakmıştır. Nutkunu, "Yaşasın muzaffer Türk Ordusu ve Milleti"

sözleriyle bitirmiştir.

 



Hayatı bir mücadelenin tarihi olarak geçmiştir. Kurtuluş Savaşı öncesi Kuvay-ı Milliyecileri desteklemiş,

ortodoks cemaatini Türk Milli Mücadelesinin içinde birleştirmeye çalışmış, bunu sağlamak için 1922-1923

yıllarında "Anadolu'da Ortodoks Sadası" isimli dergi çıkarmış, Fener Rum Patrikhanesinin ihanetlerini

sergilemiş, afaroz edilmiş, Fener Rumları, Yunan uşakları ve eski arkadaşları tarafından defalarca

mahkemelere verilmiş, para ile satın alınmaya çalışılmış, cemaatine ait Balıklı Hastahanesi ve diğer malları

elinden alınmış ancak bunların hiçbiri onu davasından döndürememiştir.

 

Eftim, kilisenin dini yetkilerine dayanarak Fener Rum Patrikhanesinin mumunu üç defa söndürmüş (

yetkisiz hale getirmiş) tir. Hile ve desiselerle yeniden yakılan bu mumun kesin olarak söndürülmesi bir

başka Türk veya bir başka Türk Eftim'e nasip olacaktır. 72 Ortodoks ruhban temsilcisini bir

araya getirerek ihya ettiği ve kurduğu " Bağımsız Türk Ortodoks Patrikhanesi" Türkiye'deki tüm

Ortodoksların ve diğer gerçek dindar Hıristiyan Ortodoksların tek temsilcisi olmuştur. Bütün kutsal

ayinlerde okunan duaları ve ilahileri Türkçe'ye çevirmiştir. Ayin sırasında okuduğu Türkçe dua ve

ilahiler cemaatinin büyük beğenisi ile karşılanmış, bu durum Fener Rumlarını öfkeden çılgına çevirmiştir.

Bugün de hala Türk Ortodoks Kilisesinde ayinler ve dualar Türkçe yapılmakta, ilahiler de Türk Musikisi

makamlarıyla icra edilmektedir. ( Bu konuda, Papa Eftim'in Muhtıraları ve Bağımsız Türk Ortodoks

Patrikhanesi isimli kitap okunmalıdır.)

 

Papa II.Eftim- Papa I. Eftim'in 1968 yılında vefatı üzerine yerine oğlu Turgut Erenerol, Papa II.Eftim

adıyla Patrik ve Başpiskopos seçilmiştir. İstanbul Tıp Fakültesi mezunu ve Amerika'da anestezi uzmanı

olan Turgut Erenerol aldığı emaneti 31 yıl boyunca tam bir Türk milliyetçisine yakışır şekilde taşımış, 1991

yılında son yolculuğuna İstanbul Müftülüğünün Fatiha'sı ile uğurlanmıştır.

 

Papa III. Eftim - Papa Eftim'in ikinci oğlu ve Papa II.Eftim'in kardeşi olan Selçuk Erenerol, III.Eftim adıyla,

1991 yılından bu yana Türk Ortodoks Kilisesi Patrikliğini yürütmekte, Türk Ortodoks cemaatinin ve gerçek

dindar Ortodoks dünyasının ruhani lideri olarak görevini sürdürmektedir.

 

PATRİKHANE VE KIBRIS

Kıbrıs Adasıda, Megalo İdea'nın çizdiği alana dahildir. Bu amaçla Kıbrıs'ta da Eterya Cemiyeti'nin bir şubesi

kurulmuştur. Yunanistan'la ırki, milli ve tarihi hiçbir ilgisi olmayan, hiçbir zaman Yunan hükümetinin

tasarrufunda bulunmamış olan Kıbrıs'ın bir sorun haline getirilmesi, Megalo İdea saftasından doğmuştur.

Yunanistan, adalar zincirinin son halkasını da elde ederek Batı Anadolu'yu çember içine almak

istemektedir. Kıbrıs meselesinin baştahrikçisinin Rum Patrik Athenagoras olduğunu "Time" ve "Fortune"

dergileri de açıklamış ve bu konuda yazarları Rota Winterrol şu satırları kaleme

almıştır:

 

" Önce Kıbrıs Rumlarını, sonra Yunan halkını Türkiye ve İngiltere aleyhine tahrik eden, aslında ruhani bir

vazife ile mükellef bulunan Athenagoras'tır. Onu yakından tanıyanlar bilirler ki, O; ruhani görevini

düşünmez, siyaset ile uğraşır. Gerek Makarios, gerek Kıbrıs'ta onunla birlikte çalışan din adamları, Rum

Ortodoks kilisesine bağlı olduklarından Patrik Athenagoras'tan emir alırlar."

 

Papandreu, ABD Başkanı ile bir konuşmasında " Kıbrıs'ta gayemiz önce bağımsızlık, sonra Enosis yolu ile

Yunanistan'a katılmaktır. Bundan geri dönmeyeceğiz. " demiştir. Rumlardan toplanan paralar EOKA ve

Grivas çetelerine aktarılarak bir Türk adası olan Kıbrıs'ta Türk kıyımı yapılmıştır.

 

İşte Kıbrıs meselesi bu kadar yalın ve açıktır. Tümü ile bir Türk adası olan Kıbrıs ile diğer Ege adaları ve

Balkanlar'da oynanan oyunlar aynı senaryonun birer parçasıdır. Bütün bu oyunları bozmak Türk halkı ile

birlikte KKTC Cumhurbaşkanı Sayın Rauf R. Denktaş için yaşamı ile özdeşleşen bir görev haline gelmiştir.

 

BATI TRAKYA

Batı Trakya, batı hududumuz boyunca bir şerit halinde uzanan; İskeçe, Rodop, (Merkezi Gümülcine),

Evros (Merkezi Dedeağaç), isimli üç ilden oluşan bir bölgedir. 1923 yılında Lozan Barış Konferansı'na

sunulan rakamlara göre; Batı Trakya'nın toplam nüfusu 191.699 olup, bunun 129.120'si Türk ( % 67),

33.910'u Yunan (% 18), kalan 28.669'u Yahudi, Ermeni ve Bulgarlardan oluşmaktadır.

 

Yunan ve Bulgar hükümetlerinin izlediği baskı, yıldırma siyaseti sonucu, Türk nüfus lehine olan bu tablo

değişikliğe uğramıştır. Anadolu'da ki Hıristiyanların Rum olduğu propagandasını yapan Yunanlılar ve

Patrikhane ile birleşen Bulgaristan, Batı Trakya'daki Türk Müslümanların Rum asıllı olduğunu ileri sürerek,

Türklükle ilgilerini kesmek istemekte iseler de buna muvaffak olamamışlar ancak Türk ve Müslüman nüfusu

her yönden insanlık dışı baskılar altına almışlardır.

 

Batı Trakya'da; toprağa bağlı, fakir çiftçi ailelerine karşılık, İstanbul'da paraya bağlı, güçlü Rum tüccar

aileleri vardır. Bu iki azınlığın hiçbir olanağını diğeri ile mukayese etmek mümkün değildir.

 

Batı Trakya'daki Türk okullarının sayısı ve öğrencilerinin okuma imkanları çok kısıtlı olduğu gibi, üzerlerinde

koyu bir baskı hüküm sürmektedir. Türk çocuklarının okumamaları ve Yunan kültürünü almaları için her

çareye başvurulmaktadır.

 

Yasaya göre Müftülerin, kendi görev çevrelerindeki Müslümanlar tarafından seçilmeleri gerekli iken,

seçimlerine ve din adamlarına her türlü baskı yapılmaktadır.

 

Her alanda kurulan Türk, Müslüman birlik veya kuruluşunun önüne engel çıkarılmakta ve bu kuruluşların

sayısından daha fazla sayıda güdümlü kuruluş tesis etme yoluna gidilmektedir.


Batı Trakya'da yaşayan Türk azınlığın karşılaştığı en önemli sorunlardan biri de, sistemli olarak, seçme ve

seçilme haklarından mahrum edilmeleri ve adli makamların tarafgir tutmlarıyla, kendilerine karşı yapılan

haksızlıkların desteklenmesidir.

 

Batı Trakya Türklerinin ilk bağımsız milletvekili olan Dr. Sadık Ahmet, Batı Trakya Türklerine "Türk" diye

hitap ettiği için 18 ay hapis cezasına çarptırılmış, 1990 yılında hapiste iken yeniden milletvekili seçilmiş,

daha sonra ne olduğu anlaşılamayan trafik kazasına kurban gitmiştir.

 

Batı Trakya Türklerine karşı girişilen; jandarma, polis baskısı, tahrik, tehdit, tecavüz, ırza gçme, ölüm

tehditleri, camilerin yıkılması, Müslüman-Türk mezarlıklarının greyderlerle çiğnenmesi, kişi ve yer isimlerinin

değiştirilmesi gibi saldırıların bu toplumun Türk kimliğinde direnmesinden kaynaklandığı görülmektedir.

 

SONUÇ

Kıbrıs'ta, Batı Trakya'da, Yunanistan'da, Bulgaristan'da, eski Yugoslavya'da, Sırbistan'da, eski Sovyet

Rusya'da sürekli olarak Türk kimliği kazınmak, yok edilmek istenmişse de bunda başarılı olunamamış ama

çok canlar yanmıştır.

 

Fener Rum Patrikhanesi her zaman bu oyunların içinde yer almış, bazen hazırlayıcısı, bazen aleti olmuş,

Türklüğe düşman her kesim ile işbirliği yapmakta sakınca görmemiştir.

 

Yabancıların inançlarına saygı gösteren Türk Ulusu'nun özgürlük adına bağışladığı haklar giderek birer

ayrıcalığa dönüşmüş ve kötüye kullanılmıştır. Hiçbir kesime ayrıcalık tanınmaması ve yasaların mutlak

egemenliğinin gerekli olduğu bir kez daha ortaya çıkmıştır.

 

Hukukun genel prensipleri ve yasalar herkes için ve herkese mutlaka uygulanmalıdır. Yasalarda yer alan

yaptırımların noksansız olarak uygulanmasına özen gösterilmelidir.

 

Türkiye Cumhuriyeti; toplumun huzuru, milli dayanışma ve adalet anlayışı içinde, insan haklarına saygılı,

Atatürk milliyetçiliğine bağlı, demokratik, laik, sosyal bir hukuk Devletidir. Ülkesi ve milleti ile bölünmez bir

bütün olarak dünyayı aydınlatan güneş gibi, çağdaş uygarlık ölçülerini aşarak sonsuza dek yaşayacaktır.

 

 

KUZEY KIBRIS TÜRK CUMHURİYETİ

CUMHURBAŞKANLIĞI

Lefkoşe, 8.5.l998

 

Hukukun Egemenliği Derneği Başkanlığına

Türk Ortodoks Patrikhanesi-Fener Rum Patrikhanesi-Kıbrıs ve Batı Trakya üzerinde etkileri, konulu panele

davetiniz için içtenlikle teşekkür ederim.

 

Yoğun meşguliyetim nedeni ile davetinize icabet edemeyeceğim.

Sizlere başarılar diler, saygılar sunarım.

 

Rauf R.DENKTAŞ
KKTC Cumhurbaşkanı

 

Anasayfaya dönüş
Bölüm Başlığına Dönüş