|
YAZI
YAZI,
insanlar için ortak anlam ve sesleri temsil eden, işaret ve simgelere
dayalı iletişim sistemlerinden biridir.
El ya da yüz işaretleri, resim ve çizimler de olayları anlatmak ve insanlar
arasında iletişim kurmak için kullanılabilir
ancak bunlar dile dayanmadığı, dili temsil etmediği için yazı sayılmazlar.
Konuşma, evrensel bir insan yetisi
olduğu halde, insanoğlunun en büyük buluşlarından biri olan yazı, insan
tarihinde görece yeni bir gelişmedir,
özel ve bilinçli bir öğretim gerektirir.
Bu kısımda, değişik yazı türlerinin örneklerine yer verilecektir.
==========================================================
ULUS DEVLET
Devletin ve
Ulusun çeşitli tanımları vardır. Bu çeşitli tanımlarda bir takım
farklılıklar olmakla birlikte, birleşilen noktalar çoğunluğu teşkil eder.
Nedir bu ortak noktalar : Evvela bir devletin olması için bir toprak
parçasının yani bir “ülkenin” bulunması gerekli. Bu ülkede yaşayan bir
“insan topluluğu” olmalı. Ama bu topluluk bir yığın konumunda değil “ortak
ülkü ve inancı paylaşan” bir birlikteliği temsil etmeli. Devlet ve millet,
“egemen ve bağımsız” olmalıdır. Yani ortada ya “ulus devlet”
vardır, ya “sömürge devlet”. Bu ikisinin arasında başka bir seçenek
olamaz.
Belirleyici
olan hukuk kurallarıdır.
Devlet; bir
hukuksal varlık, bir tüzel kişiliktir. Bu varlığı hukuk kuralları
oluşturduğuna göre, nasıl bir devlet yapısının olduğu hususunu da
uygulanan hukuk kuralları belirler. Ortada bir ulus devlet yapısının mı,
yoksa bir sömürge devlet yapısının mı olduğunu anlamak için, o ülkede
geçerli olan ve uygulanan hukuk kurallarına, yasal mevzuatına bakmak
gerekli ve yeterlidir.
Ulus Devlet
İlk kuruluş
yıllarında, bir çok olumsuzluk ve yoksulluğa rağmen, 1921 tarihli
Teşkilatı Esasiye Kanunu’nda “İdare şekli, halkın mukadderatını bizzat ve
bilfiil idare etmesi esasına müstenittir.” diyen Türk Devleti, elbetteki
bir “Ulus Devlet” tir. 1924 tarihli Anayasa’sında “Türkiye Devleti
Cumhuriyetci, Milliyetci, Halkcı, Devletci, Laik ve İnkılapçıdır” diyen
devlet elbetteki bir “Ulus Devlet” tir. “İdarenin her türlü eylem ve
işlemi yargı denetimine tabidir” diyen devlet elbetteki bir “Ulus Devlet”
tir.
Sömürge
Devlet
İdarenin eylem
ve işlemlerini yargı denetimi dışına çıkaran, yargı denetiminden kaçıran
devlet “Ulus Devlet değildir.” Cumhuriyetten 77 yıl sonra 1999 yılında
yapılan Anayasa değişikliği ile Danıştay’ın yetkileri kısıtlanmış, yabancı
sermaye, Türk yargısı dışında bırakılmıştır. Üstelik bu değişikliğin
gerekçesinde “Ülke kaynakları kıt, ihtiyaçları sınırsız olan ülkede, yargı
yolunda karşılaşılan sorunlar, yabancı sermayenin çekingen davranmasına
neden olmaktadır” denmektedir. Yazanlar adına ne kadar utandırıcı değil mi
?
Uyum
Yasaları Dönemi
Bu yoldaki
Anayasa ve yasa değişiklikleri birbirini izlemiş, nihayet uyum yasaları
dönemi başlamıştır.
1.Uyum
Yasa paketi ile (6.2.2002-Kanun No 4744); Devlet ve kurumlarına hakaret
suçunun cezasının üst sınırı 6 yıldan 3 yıla indirilmiş, daha sonra
kaldırılmasını kolaylaştırmak için Terörle Mücadele Kanununun 8 inci
maddesi sulandırılmıştır.
2.Uyum Yasa paketi ile (26.2.2002-K.No 4748) ; İl Idaresi
Kanunundan,Basın, Devlet Memurları, Siyasi Partiler, Dernekler Kanununa
değin çok sayıda kanunun maddeleri değiştirilmiştir. Siyasi Partiler
Kanunu’nda, kapatılmayı gerektiren suçlar için “odak olma” gibi bir
icat yapılmıştır. Buyrun bakın : “Kapatılmayı gerektiren ve suç sayılan
eylemler parti organlarınca ve kararlılık icinde işlendiği takdirde
parti kapatılabilecektir”. Yani pek de kararlı bir şekilde işlenmemişse,
arada bir bazıları Atatürkçülük lafını falan etmişse, ortada kapatılmayı
gerektiren bir durum olmayacaktır.
Vatanın
bağrına hançer
3.Uyum paketi ile (3.8.2002-K.No 4771) ; vatanın bağrına
hançer dayanmış, ulus devletin baş koşulu olan “dil” yaralanmıştır.
Ana dil aldatmacası altında, mevcut olmayan dillerin yeşermesine kapı
açılarak, bölünmenin temelleri atılmıştır. Azınlık vakıflarına sınırsız
mal edinme olanağı açılmış, daha önce yasa dışı yöntemlerle edindikleri
mallara dahi yasal kılıf uydurulmuştur. Gene yasa dışı bir şekilde at
koşturan yabancı dernek ve vakıflara yasal statü tanınmıştır.
Siyaset
olgusu
Sosyal ve hukuki olaylar, siyaset olgusundan arındırılarak
anlatılamaz ve anlaşılamaz. Bu itibarla, bu dönemde Türk siyasetine de
bakmak zorunludur.
İşin en
ilginç tarafı, bütün bu değişiklikler yapılırken, adını Demokratik Sol
olarak tanımlayan bir parti, milliyetçiliği ile övünen Milliyetçi Hareket
Partisi ve muhafazakar olarak tanımlanan Anavatan Partisi ortak bir
şekilde yönetimi ellerinde tutmaktaydılar. Bu nasıl bir solculuktur,
milliyetçiliktir, muhafazakarlıktır, anlamak mümkün değildir.
Ama aşağıda
özetleyeceğimiz diğer dört adet uyum yasa paketinin de, 3.11.2002
tarihinde yapılan seçim sonucu, dini eğilimleri ağır basan muhafazakar bir
parti görünümündeki Ak Parti iktidarında, vokalist konumundaki Cumhuriyet
Halk Partisinin desteği ile çıkarılmış olması, “rekorlar kitabına”
girecek kadar şaşırtıcı olan “ister inan, ister inanma” örneği
olacak derecede olağanüstü bir hikmettir.
Artarak
devam ediyor
4.Uyum paketi ile (2.1.2003- K.No 4778) ; dönülmez akşamın
ufkunda yer alan Avrupa Birliği'ne uyum sürecinde, 16 yasada değişiklik
yapılırken, daha önce değiştirilen yasalarda da tekrar tekrar, unutulan
rotuşlar yapılmıştır.
5.Uyum paketi ile (23.1.2003- K.No 4793) Avrupa İnsan Hakları
Mahkemesi kararları bakımından yargılamanın yenilenmesi yolu açılıyor ve
daha önce yargılaması yapılıp Türk Devletini bölücü çalışmaları sabit
görülen mahkumlar, zafer işareti yaparak yeniden yargı önüne çıkıyorlardı.
Bu arada
yenilenen Siirt seçimleri ile (9.3.2003) daha önce siyasi yasaklı olan
Recep Tayyip Erdoğan milletvekili olarak partisinin başına geçiyordu.
Kuvvetlenen siyaset, yeni uyum değişikliklerini de beraberinde
getiriyordu.
6.Uyum
Yasaları (15.7.2003- K.No 4928) ; yeni doğan Türk çocuklarına konacak
isimlere dahi el atıyor, yabancı kökenli isimlerin kullanılması kapısını
açıyor, farklı dil ve lehçelerde özel radyo, televizyon yayınları serbest
bırakılıyor, Terörle Mücadele Kanunun 8.maddesi kaldırılıyor,mahalle
arasındaki binalarda bile cami,kilise açılması tartşmalarını gündeme
getiriliyordu.
7.Uyum
yasaları paketi (30.7.2003- K.No 4963) ; Türk Ceza Kanunu, Medeni Kanun,
Dernekler, Sayıştay, Yabancı Dil Öğrenimi, Milli Güvenlik Kurulu Kanunu ve
bu kurulun oluşumu gibi pek çok yasada değişiklikleri içeriyordu.
Uyum yasaları mı, uydu yasaları mı ?
Bırakın Avrupa Birliğine aday ülkelerde, Avrupa Birliğinin asıl
üyelerinde bile bu uygulamaları görmek mümkün değildir. Türkiyede türk
dili bölünürken; Alman Devlet Başkanı, almanyadaki Türk işçilerinin
çocuklarının daha ana kucağında iken almanca öğrenmelerinin şart olduğunu
söylemiş, bunu bir devlet politikası olarak ilan etmiştir. Yunanistan,
batı trakyadaki Türkleri esaret altına almıştır. Ülkesindeki ve Atinadaki
camilerin minarelerini sökmüş ve tek bir cami yapmaya izin vermemişken,
milliyetçi muhafazakar solcu partiler Fener Rum Patrikhanesine serbesti
vermiş, Heybeliada ruhban okulunun açılması gerektiğini
söyleyebilmişlerdir. Avrupada, Türk eserleri yıkılır, izleri adım adım
silinirken, Türkiye’de olmayan hrıstiyanlık taşlarının başına levhalar
dikilmekte, inanç turizmleri düzenlenmektedir. Dindar olmak için; “kubbeler
miğfer, minareler süngü” diye şiir okumanın yeterli olmadığı
görülmüştür.
Dayatılan bu
yasaların “uyum yasaları mı” yoksa “uydu yasaları mı”
olduğuna ve “ulusal devlet için mi” yoksa “uydu devlet için mi”
geçerli olduğuna dikkatle bakmak gerekir. Bu çarpık hukuksal yapının
şekillendireceği devlet, ulusal bir devlet olamaz. Ulusal Devleti
sağlamak, Atatürkcü düşünce sahiplerinin kaçınılmaz görevidir.
Üzerimize düşen görev
Atatürk “Türk
Devleti, Türk Milleti temeline dayanan milli-ulusal bir Devlettir.”
demektedir. En olumsuz koşullarda bile bağımsız Türk Devletini, Türkiye
Cumhuriyetini, Ulusal Devleti kuran Türk Milleti, bu yapıyı kurtaracak,
koruyacak, yüceltecek güce ve kuvvete sahiptir. Muhtaç olduğu kuvvet,
damarlarındaki asil kanda mevcuttur. Bu bir edebiyat değil, gerçeğin
ifadesidir. Bu gerçeğin bir sonucu olarak demokratik güçler üzerlerine
düşecek görevleri duraksamaksızın yapmalı, birlikteği sağlamalıdır. Bu
yapılanmada, her kişi ve kuruluş üzerine düşen görevi yapmanın onurunu
taşıyacaktır.
Hukukun
Egemenliği Derneği
Genel Başkanı
Av.A.Erdem Akyüz
====================================================================
Av.A.Erdem
Akyüz
TÜRKİYE VE AVRUPA BİRLİĞİ
Çok tekrarlanan, çok uzun süre uğraşılan, çok emek
verilen, buna rağmen sonuç alınamayan işler için Türkçe’de kullanılan ve birbirine benzeyen deyimler vardır. Bu deyimler hep “kırk”
rakamı ile başlar.
Çok söylenmesine rağmen
dikkate alınmayan ve doğruluğu daha sonra anlaşılan uyarılar için, bu
uyarıları dikkate almayana
“Kırk kere söyledim, dinlemedin. İşte başına bu iş geldi.” denir.
Uzun süre yapılan,
alışkanlık haline gelen bir işin yapımının iyi öğrenildiğini ve
bilindiğini anlatmak için “Ben bu işi kırk
yıldır yapıyorum.” denir.
Çok uğraşılmasına rağmen
üstesinden gelinemeyen ve başarılamayan işler için “Kırk yıldır
uğraşıyorum, olmuyor” denir.
İşte Türkiye’nin Avrupa
Birliği hikayesi de tam bu terime uygun bir hale geldi. Türkiye tam “kırk
yıldan beri” Avrupa Birliği yolunda
uğraş veriyor ama ne hikmetse bir türlü sonuç alınamıyor. Neden sonuç
alınamadığı incelendiği zaman değişik yorumlar ortaya çıkıyor.
Avrupa Birliği’nin
genişlemeden sorumlu üyesi Vergusen’in, Türkiye’nin üyeliğine sıcak
bakmadığı ve bu görüşünü değişik biçimlerde
dile getirdiği biliniyor.
Avrupa Konvansiyonu Başkanı,
eski Fransa Cumhurbaşkanı Valeri Giscard d’Estaing “Türkiye’nin Avrupa’da
istenmediği ve
Avrupa Birliği’ne giremeyeceği” yolunda bir açıklama yaptı. Bu açıklama
çeşitli tepkiler aldı. Diğer bir kısım liderler; d’Estaing’in,
Cumhurbaşkanlığı döneminde Orta Afrika ülkelerine yaptığı ziyarette
Diktatör Bokassa’dan değerli hediyeler aldığı ve bu nedenle tekrar
Cumhurbaşkanlığına seçilemediğini dahi hatırlattılar.
Daha sonra, Papa 2.Jean
Paul, İtalyan Parlementosunda yaptığı konuşmada “Hristiyanlık Avrupa’nın
damarındaki kandır” diyerek
Türkiye’nin Avrupa Birliği üyeliğine karşı çıktı. Ancak bu konuşmanın çok
az parlamenter tarafından izlendiği ve onlar tarafından dahi
kabul edilmediği söylendi.
Ama bütün bunlara çok
anlamlı bir cevap gelmekte gecikmedi. Belçika Başbakanı Guy Verhofstadt,
Türkiyenin; Avrupalı mı, değil mi
tartışmalarını, “Çok saçma” olarak niteledi. Devamla “Türkiye’nin
farklılıkları nedeniyle Avrupa ülkesi olmadığını ileri sürenler, akıl
almaz bir saçmalık yaratmışlardır. Türkiye’nin AB bünyesinde yeri vardır.
AB’ye girip giremeyeceğinin yanıtı üç yıl önce Helsinki Zirvesinde
verilmiştir.” dedikten sonra
çok önemli olan şu hususu vurguladı : “Bazıları tek kültürlü bir Avrupa
rüyası görüyor. AB.nin hoşgörü alanında, Hrıstiyanları yüzyıllarca
barındıran Osmanlılardan geri kalması kabul edilemez.” Verhofstadt’ın bu
beyanları tarihi bir gerçeğin açıklanmasıdır.
Fatih Sultan Mehmet, l453
yılında Istanbul’a girerken, kendisini karşılamaya gelen hrıstiyan din
adamlarına saygı ve itibar göstermiştir.
Rum ve Ermenilere kendi Patriklerini seçmeleri için izin vermiş ve
Yahudilerin havralarına gitmeleri için de izin vermiştir.
Ortaçağ boyunca İspanya ve
Portekizde yaşayan yahudi asıllı Sefaradlar, ağır baskılara uğramışlardır.
Bu baskılar sonucu
1492 de İspanyadan, 1497 de Portekizden göçetmek
zorunda kalan ve hiç bir ülke tarafından kabul edilmedikleri için, açık
denizde
boğulma tehlikesi geçiren,
yahudi – sefaradları, Osmanlı İmparatorluğu ülkesine kabul etmiştir. Her
bakımdan özgürlük içinde yaşamalarını
sağlamıştır. Bu insanların
torunlarından, halen Türkiye’de yaşayanlar vardır.
Tarih boyunca bir Türk adası
olan Kıbrıs’da, dini ve milli bakımdan aynı hoşgörü, diğer din ve
milletten olanlara gösterilmiştir.
Yaşadığımız çağda, Türkiye
Cumhuriyeti’nde bulunan azınlıklar, dini ve milli görüşlerini hiç bir
baskı altında olmaksızın rahatca
sürdürmektedirler.
Yüzyıllardır devam eden ve
halen süren Türk geleneğine bakıldığı zaman Verhofstadt’ın; yaşanan tarihi
bir gerçeği söylediğini kabul etmek gerekir. Onun belirttiği üzere; Avrupa
uluslarının, çağdaş birliktelik sorunlarını, bağnaz din ölçüleri içinde
ele almayacaklarını ümid ediyoruz.
Kaldıki; Türkiye’nin
Avrupadaki toprakları ve nüfusu, bir çok Orta Avrupa ülkesinin, Avrupadaki
toprak ve nufusundan fazladır.
Aynı zamanda, Türkiye 53 yıldanberi Avrupa
Konseyi üyesidir. Avrupa Birliğine son genişleme süreci ile katılacak olan
bir kısım Balkan ve
eski demirperde ülkelerine nazaran, Türkiyede
demokrasinin çok daha eskiye giden kökleri ve gelişmiş ekonomisi vardır.
Türkiye’nin eskiden beri üye olduğu NATO’nun; Letonya, Estonya gibi Kuzey
Avrupa ülkeleri ile Kuzey Avrupaya ulaştığı nazara alındığında,
Avrupa
Birliğinin, Türkiye ile Kafkaslara ulaşmasındaki büyük güç ve yarar
gözardı edilmemelidir.
Aslında Türkiye bakımından
tartışılması gereken nokta; Türkiye’nin Avrupa Birliği üyeliğinin
Türkiye’ye mi, Avrupa’ya mı daha fazla yarar sağlayacağıdır. Bu durumda AB
üyeliğinin, Türkiye’ye getireceği yarardan daha fazlasını, Avrupa
Birliği’ne sağlayacağı görülecektir.
“Kırk yıllık uğraş” akılcı
bir sonuca bağlanarak, Türkiye’nin Avrupa Birliği tam üyeliği, Avrupa Birligi
üyesi
ülkeler
tarafindan koşulsuz bir şekilde kabul edilerek
sonuçlanmalıdır.
Aralik 2002
Hukukun Egemenliği Derneği Genel Başkanı
Av.A.Erdem Akyüz

==========================================================
Bu kitabı mutlaka okuyunuz :
ZEYTİNDAĞI
- Falih Rıfkı Atay
Anadolu'dan
başlayıp; Şam, Bağdat, Musul, Mekke, Medine, Kudüs, Sina, Yemen,
Basra, Filistin, Kanal, Mısır'a uzanan bir kahramanlık öyküsü.
Bu gün çok konuşulan bu ülkelerin, daha düne kadar birer Türk
vilayeti olduğunu göreceksiniz. Burada yaşananları, ihanetleri,
entrikaları ibretle izleyeceksiniz.
İsimsiz Türk askerlerinin, bu uzak illerde yarattığı destanlar yanında;
Homer, İlyada ve benzerleri ancak birer karalama olarak kalır. Ne yazık
ki, eğitim sistemimiz, kendimize yabancı kalmakta ve bu eserler hakkında
yeterli öğretiyi vermemektedir. Aşağıda, kitapdan kısa alıntılar
bulacaksınız :
"Anadolu
hepimize hınç, şüphe ve güvensizlikle bakıyor. Yüz binlerce çocuğunu
memesinden sökerek alıp götürdüğümüz bu anaya, şimdi kendimizi ve
pişmanlığımızı getiriyoruz. İstasyonda bir kadın durmuş, gelene
geçene :
- Benim Ahmed'i gördünüz mü ? diyor.
Hangi Ahmed'i, Yüz bin Ahmed'in hangisini ?
Yırtık basmasının altından kolunu çıkararak, trenin gideceği
yolun, İstanbul'un aksini gösteriyor:
- Bu tarafa gitmişti, diyor.
O tarafa ? Aden'e mi, Medine'ye mi, Kanal'a mı, Sarıkamış'a mı, Bağdad'a
mı ?
Ahmed'ini buz mu, kum mu, su mu, skorpit yarası mı, tifüs biti mi yedi
? Eğer hepsinden kurtulmuşsa Ahmed'ini görsen ona da soracaksın :
-Ahmed'i mi gördün mü ?
Hayır...Hiç birimiz Ahmed'ini görmedik. Fakat Ahmed'in her şeyi gördü.
Allah'ın Muhammed'e bile anlatamadığı cehenmemi gördü."
.....
"Kumandanlığın
ikinci bir emri, her insan için yirmi dört saatte bir matara suya izin
veriyor ve fazla su için birikintilere tecavüz edenleri pek ağır
cezalarla tehdit ediyordu...Bir gün ordu kumandanının yaveri, pek pis
bir çukurdan matrasının bardağını doldurmuştu. Suyun rengini ve içini
gören doktor :
-Sıhhıye başkanı sıfatıyla, size bu sudan içmeyi men ederim, dedi.
Kadehi dudağına götüren subayın kurumuş ve rengi erimiş gözlerinde
hiddet bir ateş gibi yandı; bu kimbilir hangi ölümü getiren kadehi
damla damla, serinliğini ruhunda duyarak içti ve bu bir içimlik su
ancak içindeki böcekleri ıslatmaya kafi idi."
.....
"Attığımız
bombalardan biri, kendi siperlerimizin önüne düşmüştü..Vakayı gören
bir nefer, siperinden fırlayıp sapından tuttuğu tehlikeli bombayı
omuzuna aldı ve İngilizlerin bir saniye kesilmeyen ateşi altında
siperler üzerinden atlayarak kestirme bir yoldan bataryanın yanına
geldi. Bu sefer bomba hakiki hedefini buldu.
Tarih böyle kahramanların isimlerini yazmaz."
.....
"...Bir
gün düşman siperlerinden birine giren bir Türk neferi, gayet tuzlu bir
şey yemişti. Döndüğü vakit :
Bunlar da kötülemiş. Çanakkale'deki yemekleri, daha güzeldi !
dedi"
Falih Rıfkı
Atay'ın ZEYTİNDAĞI isimli eserini mutlaka okuyunuz. Kitapda, destan
yaratan kahramanları bulacaksınız. İyi bir senaristin düzenlemesi
ile, emsali bulunmayan, sarsıcı filimlere kaynaklık yapabilir.
===============================================================
|